Gizemli Sevgi Aşk Sözleri | Aşk Sözleri | Şiirler | Şarkı sözleri | Güzel sözler

Gizemli Sevgi Aşk Sözleri

Ağustos 9, 2017

ÇIĞLIK

Mihyar aşkının yüzünde bir ihanet Mihyar çansız inilti Mihyar yüzünde yazılı Şarkıları ziyaretimize gelir bizleri çalarak Ölümün beyaz yolunda, Mihyar iki çanın arasında tükenir Bu yerin celalinde.

MİHYAR’IN YÜZÜ

Mihyar’ın yüzü ateştenYeryüzünü ve binlerce yıldızı yakıp geçer, Halifenin korkunçluğunu görür her adımında Falların parlaklığını kaldırır Ve bütün evler yıkılırdı; O önünde dökülen Yasın öğrettiğini bırakırdı Mevsimlerin yüzü üstüne.

GÖZLERİNDE TAŞIR

Gözlerinden alır Gelincikleri, bu son günün rüzgarından Akıttı, ellerinden aldı Yağmurların adasından Dağlardan yarattı sabahı Tadıyorum  gözlerinde taşıdı Denizin tohumunu Tarih adlandırdı beni ve kasideleri Mekânı yıkayıp, Tanıyorum  beni adlandıran tufanı.

ELLERİMDE UYUR

Dinlenmek için uzanırım Caddeler sağır şehir ölü Ne zamandır gelir gözlerime çöreklenir ölüm Toprağın derisini giyinip ve nesneleri Uyur ellerimde.

KAPI

Uzun zaman kirpikler ve parmaklar Bekler kapıda Bedenleri kayıp yatakta Kapıda sürünür kalpleri Kapıyı vurmaz elleri ne de; Ağlamayı özler onlar “Ne gözyaşların sunağı ne şarkıların, nehirde Kayıklar söyler aşkımı.”

YENİ AĞIT

Küreklerimizle, felekle birlikte gittik Tanrının yanına yağmurun altında Ve çamurda, bir ölümün müjdesini taşıyarak. Toprak genişti, dalgalarla birlikte gittik Ölümün sicimine bağlandık Ömrümüz gökyüzünün bulutları arasında Ve aralık pencerelerde dualarlaydı: “Ey tanrım, yalnızlıktan kurtarırsın Bütün bu insanların arasından ve evrenden? Nerde karşılayacaksın bizi, toprağındaki o ahrette, Önceki vatanımızda Ölümün yapraklarında ve hayatın rüzgarında?

Ey tanrı bizde, benzerimizde Korkumuz güneşten üzüntümüz nurundan Hüznümüz dünden kalmaişte onunla dönüyoruz önceki ömrümüze “Ey ben olsaydım bu ekinin zaferi  Bu toprakta, yaratılan ve yaratan

Ey inen çamur ben olsaydım Veya inen yıldızların arasına arasında Ki görmesin bu âlem görmememiz için iki kadının bacakaralarmdaki ateşi.”

Geçmişten dönse zaman Zaman hayatın yüzünü yutsa Toprak irkilse uyansa geçmiş Ey ağıt bize uyarını söyle.

Hayat toplanır geçmişte söylenenlerle Ruhlar uzaklaşır çakıl taşlarıyla dalgalarda yuvarlanıp Ve çamur iki su arasında taşlaşır Açarız tufanın derinliğini Okşarız inleyen köklerini Yolu şaşırıp döneriz, mağaradan çıkarız Değiştirir bizi önümüzde yığılan gökinilti denizine gireriz yayılır nağmeler Söylentisine kıyamıyoruz geçmişin.

Nehrin kıyısından dönüşümüz ölümdür Buna da razıyız umudumuz tükenir Suyun sınırı buz tutmaya başlar Geçmişin bitimiyle üzgün Geçmişimize kıyarız kendi geçmişimize Yeni bir yanılgısıdır belki bu su birikintisi.

ÇOCUKLUĞUM

Bu kışta beğendim: şarkılarımı Ekmeğimi, memleketimi ve dilimi  Çocukluğumun küçük adımlarıyla Şafağı taşıdım avuçlarımda Düş gibi resmini yaptım geleceğime.

GİZİM

Gizimle yürürüm Örümcek ağı üstünde Gizimle gizlenirim Yıkıntılar altında ölürüm Yüzüm ve çığlığımda kalır aşk  Gizimle böylece ölümümden sonra soyu kalır.

ATMACANIN GÜNLERİ

Yüzümde dindi mızraklar katil ve kurban arasında Bedenim çıkıyor, ölümün ayrılığı rüzgârlarda Bedenler sarkar ağıtlar gibi Gün Hayatı delen bir taş gibi Gün gibi Gözyaşlardan küçük gemilerle, Ey çığlık yankından başka Fırat’ın çığlığını da duy.

 

Onurun ateşini taşıyarak. Hindistan’a doğru yüzen topluluk”

… Gökyüzü uzanmış yaranın üstüne, toplanır kıyıya Okşar, fısıldar:

Kıyıların ve benim aramda Dilim, anaforla aramda

Turnama sarıldım, benimle dolar açık yollar Aramızda

(Fırat, köprüydü bana, bana bir maskeydi) Ve battım.

Ey çığlık yankından başka Fırat’ın çığlığını da duy

“Kureyş… inciden şamdan dağılır Sandalağaçlarını ve tütsülerini saklar Lübnan’ın yumuşaklığını incitmeden Doğunun bütün güzel sözlerinden…” . Ve ben çekirgelerin boşluğunda yaralı bulutların altında Bir taşın ölü kanatları Bir taşın ölü geçmişi, Ölüm atlarını eyerliyor Boğazlıyor Can çekişir pelikanlar… Gürleyişin değişsin ey çığlık Fırat’ın çığlığını duyuyorum:

 

Kureyşlilerden bir şey kalmadı Yalnız mızraktan fışkıran kandan başka Yaradan başka bir şey kalmadı”

Aç ey çöllerimin paslanan kilitlerin kapılarını: Kralıyım bu açık yerin attığım adımların kralıyım Fetihlerin kralıyım girdiğim binaların Bu buz tutmuş ulaştığım yerin, üstüne bu vahşetin Onda tanırım yaraladığım kumun, ekin ekerim elediğim kumun yarasında Onda tanırım bu açık yerin katilini, Etrafı daraldıkça gidiş yolunun Aynanın yolu Kitabın ve aynanın içlerini okuyorum Görüyorum içinde kalan elması Kahramanın aşk adımlarını Okuyorum adımlarını ve ufuklarını, eleğin deliklerinden Yağan ve kasrı yıkan Oysa hiç dinmedi yangın Oysa sonu yok onurun adımlarının. Sönen yangının bıraktığı yarıklarda Dakikaları yokladım Susuz sınırlı toprakların Geçip giden oldum geçip giden payıma düşenden Çakıl taşlarını aşındırdım ve toz toprağı Mızrağımın gölgesinde daralır yeryüzü ölürken Akreplerin nasıl soktuğunu duyumsarım, meçhulde sürüklerim kıtayı Ölürken, arzuyla yeryüzünün üstünde yeryüzünden daha sabırlı ölürken Döküldüm omuzlarına rüzgarın Dua ettimTaşlara bile fısıldadım Yıldızları okudum, adreslerini yazdım ve yok oluşlarını Tutkumu çizdim harita gibi Ve mürekkebi kanımın derin basitliğini Köklerin ve dalların arasında uyanık çekilir Sular, Toplanır doğanın alnına Kuru çiçeklerle veda ettiğimiz mezarlar Burçların küresine yükseliyorum, trajediye dönüşürüm oysa Oysa savrulur küllerim Söndü Sinbat’ın lambası oysa dokuyarak uyarmıştım Bir şair gibi ben de mevsimleri değiştirmeyi bilseydim Nesnelerle konuşmayı bilseydim şimdi, Büyülerdim kahramanın çocuk mezarını Fırat’ın üstünde Fırat’ın kıyısında kardeşimin mezarını (Öldü, namazı kılınmadı, yıkanmadı, gömülmedi) Söyledim nesnelere ve mevsimlere Bağlanın bu gökle yerin yarım dairesine Uzanın Fırat’la Çözün suyu aksın yeşil zeytin ağacı gibi Kanımda aşkla unutulan tarihimde.

Şair gibi bilseydim şimdi birleştirirdim bitkileri Düğünlerle, Kandırır bu çıplak ağaçları çocukça,

Şair gibi bilseydim şimdi tuhaf karaltıları Bütün taşları bulut yapardım Yağan Fırat’ın ve Şam’ın üstüne Şair gibi bilseydim eceli değiştirmeyi Bilseydim şimdi olsaydım Peygamberin adağı veya bir işareti Haykırırdım: Ey bulut Çoğal ve yağ Adımla Fırat’ın ve Şam’ın üstüne.

Gökyüzü açıldı, Toprak kitap Oldu, bütün kitaplarda tanrı Uykusuz Yüzümde uykunun büyüsü kalsa, kalsa gözlerimde serap; Fırat’tan bir işaret kalır: Ben ve o duruyoruz gerdanında ey güvercin Göç edeni serabında ey kırlangıç Ben ve o durumumuzu bilen falcı gibi

Sezgi ve işaretleri Göğe ve gizemli dillerle büyüten Ben ve o Fırat ve ada. işaret… Ey arzum külde kalan ateş… Atmaca köklerin başlangıcında şehirlerin gizlerinde Atmaca hale gibi resmedilmiş yarımadanın kapılarına Atmaca nakışlanır sahranın bağrına Atmaca arzuda hayret ve ağlayan düşün arasında Atmaca üzüntünün yaratılışında, ölümünde Derinliğin dibinde zirvesini yapar Endülüs’ün derinliğinde Şam’dan yükselen Endülüs’te Batı ya taşıyarak Doğu nun ekinini.

Atmaca yazıyor boşluğuna gökyüzünün cehaletin gerçeğini Mekânında soruyor temiz damarları gibi Atmaca günlerini öteki Atmacalara Yorgun, ölülerini taşıyor, kayalıklarını taşıyor Bizi üstlerine barındıran, ölülerimizi alan, kayalıklarımızı alan Yüzüne yaklaşan arkadan güneşi,Gökyüzünün Yangınını, Öykülerini keser yorgun rüzgârın, Atmacalar Sıra sıra dizilir açılır gökyüzüne;

Aşkı yükseltir gibi patlayan arzuda Patlar tutkunun kanatları altında Endülüs’ün derinliğinde Evreni yükseltir işte bu yeni bir anıt Bütün gökyüzü bu kitabın adı Ve bütün rüzgâr bu marşın adı.

Bir yorum

  • Serhat Ağustos 10, 2017, 2:38 pm

    Başarılı Bir Yazı Olmuş Elinize Sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir