EY KORKAN KADININ DİLEĞİ

Ağustos 9, 2017

Şiir eski yaprakları yakar, dökülen şehrin getiren kasidelerini,  Ah, ey ölümün sözcükleri, ah, ey bakir sözcükler. Sarkan kasideleri giyinir çocuklar, ve yıldızlar süt olur memelere dolar.

Saatler karın kadifesi gibi kaçtı, ömür ekin kabuklarıyla kanatlandı, hayatı yırtarak, ve güzel harfler oluşturarak. işte sevgisi kabaran haliçte batıyor. İşte kadın ve adayı tanıyor kadının ad koymadığı, kıyıların otları üzerinde yirmi yaşım ateşe veriyor dalgaları ve yağı ve şafağın ipini kesiyor, işte şiddetin altında sabahlıyor, dibine yapışıyor, sıcak tutan ipeğin mağarasında.

Bu yıldızlar yanıp sönüyor. Sevgiyle asılı bu çevreyi yüceltiyor. Güneşin altında ömrün çadırları uyuyor, ve sevgililerin bedeni birer yaprak, sevgililerin bedeni birer müjdelerden İncil.

Sevgililer, saatlerin yatağında uyuyor, kayıp evlerden dökülüyor, uzaklarla resmi yapılmış, kadının bedeninde süslü.

… Ey çocukluk ey tükenen ömür bana verirsin, ölüm asılışlarını resmeder, ve düşlerini çevremize toplar, arzuladığımız  bizde değil şiir ve süpüren tufandan başka. Bizleri bindirir, ey hazır bulunduğumuz, ölü günlerimiz ve küçük çukurun bedenimiz gibi sarkan kumun tavanı gibi.

Bizleri doldurur, ey o çocukluk  savaşın ölümü ömrün olduğu yerde. Önün arzum, şiirden yay olurum, ve arzularımı dökerim.

Tarih gazetelerde kabul görür, yemeğin içinde sarılı, ve ben andığım iğne katmanlarından bir sur, çocuklarla büyüyorum:

“Ağaçlar kanımın altında filizlenir. Adına cahil olduğum ağaçlar. Ağaçlarda feryatlar, ve denizler. Surlardan sarkar ve ardından dağılır.

Bu ağaçlar kadının sureti. Bulutlar yatağıma sarılı. Yüzümü yarın öfkenin yası dökülsün. Yorgun ışıklar evimizin penceresini yarsın, yankısız çöksün Kasta sevinç. Yarın parmaklarımla resmini yapsın şehrimin bu gün, ve ben ad koyuyorum kadına ve sevgisine, adıyla kaldırıyorum çocukların bakışlarını.

Bu ağaçlar şehrin suretidir, dallarının ardında boğulur ölüm. Ve sen ey üstüme sarkan, ayağımın altında yük­selen yıldızlarla birlikte dolaşırım, bana verilen gün­lerin deliliğiyle ışığı taşı. Kirpiklerimde yaklaşır ağlayıp yükselen kuşlar. Uyuyun, yatağıma oturan seher yıldızlarıyla.

Bu gecenin, göğüne, kadın yatağımı serer Yatak yazılı durur bu göğe, Ben sözcüklerimde öylece düşmeden. Kalbimin tüyünü taç yaparım, rüzgarı taç yaparım, yolumda değil yırtılan haritalar ürpererek titreyişten başka. Ne gün beni tanıyor ne ev, unutkanlığın renginde bu toprağın üstünde, uykuya terk ediyorum adımlarımı.

Dileğin, ey korkan kadın, ey hazır bulunan kadın dileklerin, ey köklerimizde kararacak — önün ve ben göç eden rüzgarda, sen bir yer. Yol seninle yetişir. Yüzün boşluğumuz, gözlerin dünyamızın deliği. İşte sen öğretiyorsun kasidelerin otlarını  şehirde açlık ve katille durduğumuz yerde, hükmü öğreniyoruz ip ve kurşunlarla.

Dileğin, ey korkan kadın, hazır bulunan kadın, günün teninden gözlerim var sana kardeş olan, kök­lerimde terk ederim azabın gemisini ürpererek yüzen. Suskun saatlerin sonunda, pınar veya ağaç olan saat­lerin. İmrenilen saatlerin sonunda, aşk veya kaside olan saatlerin. Dileğin, kimliği ve sevinci ekerim. Yıldızların titreyişleriyle şehrimde hayatımı sererim, buğday ve 160 şakayıklarda terleyen.

Saatler sonunda doğdu; ey sözcüklerin kavmi bana katıl, şiirimi yarat uzak sonlarla, giz ve işaretler­le. Ey çocuklar, ey şiirim uyumadan önce, yüzüme yayıl, bozgunların ışıltısı yaşamımı. Çığlık atarız: “Ölüm yaklaşıyor, aşkın mezarları bütün günlerin giysilerini yeniler.” Ey çocuklar yanıtlarsınız: “Ben ölümün zıttı yükseklerin yaratıcısı” yasın şarkıları dudaklarımızı yaralar: “Yer çürüyen bir heykel, göz yaşlar midemizde sancı olur.” Ancak şarkıların bize gelir: “Ben şiir ve sevgi  ölümün zıttı olarak yükse­len.” Sen, ey sevgi ey şiir  cesetlerimizi kaldırır gibi, çocuklara benzeyen ölüm irsi olur.

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir